muhabbetim.com

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı İle İlgili Kompozisyon

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı İle İlgili Kompozisyon
Eklenme : 14 Ekim 2012 23:29    Güncelleme : 14 Ekim 2012 23:30    Okunma : 19

a aa

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ile ilgili kompozisyon, cumhuriyet bayramı ile  ilgili kompozisyon, cumhuriyet bayramı ile ilgili şiirler,  29 ekim cumhuriyet bayramı hakkında kompozisyon, cumhuriyet bayramı kompozisyonu, cumhuriyet bayramı kompozisyonu, 29 ekim kompozisyon, , cumhuriyet bayramıyla ilgili kompozisyonlar

 

Bir devlet ve hükümet biçimi olan cumhuriyet, en genel anlamıyla ulusun egemenliği elinde tuttuğu ve bunu belli süreler içinde seçtiği temsilcileri aracılığı ile kullandığı yönetim biçimidir.

Cumhuriyet sisteminde egemenlik toplumun tümüne aittir. Bütün vatandaşlar devlet yönetimine eşit şekilde katılırlar. Devlet vatandaşların ortak iradelerinin bir sonucudur.

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ile yeni Türk Devleti kurulmuştu. Millet egemenliğine dayandığı ve demokratik bir yapıya sahip olduğu için, devletin isminin cumhuriyet olması gerekiyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Ocak 1921’de kabul ettiği Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda “egemenliğin ulusa ait olduğu” belirtilmişti.

Büyük Zafer’in kazanılmasından sonra 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılarak cumhuriyete giden yolda en önemli engel aşılmış oldu. Bütün bu gelişmeler yeni Türk Devleti’nin, rejiminin adının konmamış, başkanı seçilmemiş olduğu halde cumhuriyet olduğunu göstermekteydi. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilerek Anayasa’nın birinci maddesinin sonuna “Türkiye Devleti’nin yönetim şekli Cumhuriyettir” ibaresi eklenmiştir.

29 Ekim 1923’te cumhuriyetin ilan edilmesinde, ulusal egemenliğin gerçekleştirilmek istenmesi, saltanatın kaldırılmasından sonra ortaya çıkan devlet başkanlığı sorununun çözümlenmeye çalışılması, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla kurulmuş olan Yeni Türk Devleti’nin rejiminin belirlenmesi ve bu konudaki tartışmaların sona erdirilmek istenmesi, Yeni Türk Devleti’nin çağdaşlaştırılması ve Batılı devletlerde yaygın olan ulusal egemenliğin Türk milletine benimsetilmek istenmesi, 1923 sonbaharında hükümet bunalımının ortaya çıkması üzerine yeni hükümetin seçilememesi ve yürütme işlerindeki aksaklıkların giderilmek istenmesi gibi nedenler etkili olmuştur.

Cumhuriyetin ilan edilmesiyle, Yeni Türk Devleti’nin rejimi belirlenmiş ve bu konudaki tartışmalar sona ermiş, ulusal egemenliğin sağlanması yönünde en önemli adımlardan biri daha atılmıştır. Mustafa Kemal Paşa Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiş, böylece devlet başkanlığı sorunu da kesin olarak çözüme kavuşmuştur.

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilişi tüm yurtta 101 pare top atışı yapılarak duyurulmuş, halk bu durumu sevinç gösterileri arasında coşku ile karşılamıştır. Resmi olarak bayram ilan edilmeden önce 1924 yılı 29 Ekim’inde yapılacak merasim devlet tarafından organize edilmiş ve buna ilişkin bir de kararname yayınlanmıştır. Bu ilk tören büyük bir özenle yapılmış, resmi tatil olması nedeniyle geniş bir katılım olmuştur. Cumhuriyet Bayramı’nın kabulü ise Meclis’in 19 Nisan 1341 (1925) tarihli oturumunda gerçekleştirilmiştir.

Cumhuriyet’in onuncu yılı kutlamalarına çok büyük bir özen gösterilmiş, önceki yıllara nazaran halkın katılımının daha yüksek olacağı bir kutlama programı hazırlanmıştır. Daha sonraki yıllarda bu kutlamalar her yıl aralıksız devam etmiştir.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Türk’ün en özel bayramıdır. Her yıl 29 Ekim’de düzenlenen törenlerle Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin değeri her geçen gün daha iyi anlaşılmakta, genç nesil Atatürk’ün ilkeleri ışığında daima ilerlemeyi hedeflemektedir.Milli duyguların en üst seviyeye çıktığı Cumhuriyet Bayramı törenlerine her yaştan insanın katılımı gözlemlenmekte, okunan kahramanlık şiirlerinde ve gazilerin katıldığı geçit törenlerinde duygu dolu anlar yaşanmaktadır. Atatürk’ün kurduğu ve Türk milletine emanet ettiği Türkiye Cumhuriyet’i O’nun deyimiyle “ilelebet payidar kalacaktır”

 

Haritası Olmayan Hazine

Kalıplaşmıştı belki aklımızda. Oturduğumuz sıralarda öğrettikleri gibi kazıdık belleğimize. Ama yanlıştı. Aslında ne farklıydı cumhuriyet. İlkokulda sabahları okuduğumuz andımızdı, İstiklal Marşıydı cumhuriyet. Özgürlüğümü hür benliğimle haykırdığım, ruhumun yaşam tarzıydı. Anamdı, babamdı, sevdiğimdi, okulumdu… Kısacası hayatımın bir parçasıydı.

Yaşamak ne güzel değil mi bu gül bahçesinde? Özgürce, istediğin gibi… Her şeyi canının çektiği gibi yapmak hoş. Fakat bir de durup arkaya bakmak lazım. Geldiğin yola, tam arkana. Farkında mısın oradaki sisli havanın, çekilen acının? Görüyor musun bir elinde sancağı bir elinde süngüsüyle seni, senin geleceğini koruyan dedeni? Şimdi önüne dön. Güller içinde bir yol. Arkanda ise, toz duman bir özgürlük kavgası izleri. İşte gördüğün dikenli yol seni bu gül bahçesine getiren,ayaklarını yere sağlam bastıran yoldur.

Şöyle bir otur. Otur ve düşün. Ne acılar, ne çileler çekilmiş şu uğurda. Biraz da özgür olabilmek için, düşündüklerimizi kısık sesle söylememek için ne savaşlar verilmiş Anadolu’nun dört bir yanında. Dedeni askere yollarken bir damla bile gözyaşı dökmeyen mert annesini düşün. Ve onu düşünerek bak önüne, sağlam bak, tam önüne. Kimsenin ne dediği seni ilgilendirmesin. Kulaklarını kapat bağnaz düşüncelere ve senin yolunda gördüğünün tut elinden. Ama sakın unutma arkada yaşanmışları. Geçmişini, tarihini… Bu yola oradan geldiğini.

Kolay kazanılmayan bir cumhuriyetin çocuklarıyız. Korumak istiyorsan cumhuriyetini hiç durma. Oturduğun sıradan başla işe, kullandığın tebeşirden, yürüdüğün yoldan, baktığın, gördüğün, duyduğun her şeyden. Bilmediklerini araştır ve duyur duyması gereken herkese. Çekebildiğin yere kadar yükseklere çek al bayrağı, tutabildiğin kadar yüksek tut İstiklal Marşı’nı okurken sesini. Cumhuriyeti böyle koruyabilirsin, boş boş cumhuriyetçiyim diye bağırarak değil.

Klasikleşmiş bir söz güzel tanımlar bunu: “Bize bu cumhuriyet dedelerimizden miras kalmadı. Biz onu torunlarımızdan ödünç aldık.” Gerçekten düşüncelerimiz böyle olmalı. Öyle bir korumalıyız ki; sanki en yakın arkadaşımızın emaneti gibi, dedelerimizin yıllar önce bu vatanı koruduğu gibi.

Yapabildiğinin en iyisini yap şimdi. Unutma haritası olmayan bir hazinedir cumhuriyet. Ve bu hazineyi bulan hayatı boyunca daima zengin olur, hür yaşar

 

CUMHURİYET EN ANLAMLI YÖNETİM BİÇİMİ

Kalıplaşmıştı belki aklımızda. Oturduğumuz sıralarda öğrettikleri gibi kazıdık belleğimize. Ama yanlıştı. Aslında ne farklıydı cumhuriyet. İlkokulda sabahları okuduğumuz andımızdı, İstiklal Marşıydı cumhuriyet. Özgürlüğümü hür benliğimle haykırdığım, ruhumun yaşam tarzıydı. Anamdı, babamdı, sevdiğimdi, okulumdu…Kısacası hayatımın bir parçasıydı.

Yaşamak ne güzel değil mi bu gül bahçesinde? Özgürce, istediğin gibi…Her şeyi canının çektiği gibi yapmak hoş. Fakat bir de durup arkaya bakmak lazım. Geldiğin yola, tam arkana. Farkında mısın oradaki sisli havanın, çekilen acının? Görüyor musun bir elinde sancağı bir elinde süngüsüyle seni, senin geleceğini koruyan dedeni? Şimdi önüne dön. Güller içinde bir yol. Arkanda ise, toz duman bir özgürlük kavgası izleri. İşte gördüğün dikenli yol seni bu gül bahçesine getiren,ayaklarını yere sağlam bastıran yoldur.Şöyle bir otur. Otur ve düşün. Ne acılar, ne çileler çekilmiş şu uğurda. Biraz da özgür olabilmek için, düşündüklerimizi kısık sesle söylememek için ne savaşlar verilmiş Anadolu’nun dört bir yanında. Dedeni askere yollarken bir damla bile gözyaşı dökmeyen mert annesini düşün. Ve onu düşünerek bak önüne, sağlam bak, tam önüne. Kimsenin ne dediği seni ilgilendirmesin. Kulaklarını kapat bağnaz düşüncelere ve senin yolunda gördüğünün tut elinden. Ama sakın unutma arkada yaşanmışları. Geçmişini, tarihini… Bu yola oradan geldiğini.

Kolay kazanılmayan bir cumhuriyetin çocuklarıyız. Korumak istiyorsan cumhuriyetini hiç durma. Oturduğun sıradan başla işe, kullandığın tebeşirden, yürüdüğün yoldan,baktığın, gördüğün, duyduğun her şeyden. Bilmediklerini araştır ve duyur duyması gereken herkese. Çekebildiğin yere kadar yükseklere çek al bayrağı, tutabildiğin kadar yüksek tut İstiklal Marşı’nı okurken sesini. Cumhuriyeti böyle koruyabilirsin, boş boş cumhuriyetçiyim diye bağırarak değil.

Klasikleşmiş bir söz güzel tanımlar bunu: ”Bize bu cumhuriyet dedelerimizden miras kalmadı. Biz onu torunlarımızdan ödünç aldık.” Gerçekten düşüncelerimiz böyle olmalı. Öyle bir korumalıyız ki; sanki en yakın arkadaşımızın emaneti gibi, dedelerimizin yıllar önce bu vatanı koruduğu gibi.

Yapabildiğinin en iyisini yap şimdi. Unutma haritası olmayan bir hazinedir cumhuriyet. Ve bu hazineyi bulan hayatı boyunca daima zengin olur, hür yaşar.

 
CUMHURİYET NE GÜZEL !

Devleti idare edenlerin seçimle iş başına geldiği yönetim şekline cumhuriyet denir. . Dünyadaki devletlerin çoğu cumhuriyetle yönetilir. Cumhuriyetle yönetilen ülkelerde egemenlik milletindir. Millet, devleti yönetecek kişileri kendisi seçer. Böylece halk kendi kendini yönetmiş olur.

Yurdumuz cumhuriyete Kurtuluş Savaşı’ndan sonra kavuştu. Önceleri devletimizin adı OSMANLI DEVLETİ idi. Devlet İdaresinde bütün yetki padişahın elindeydi. Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nda yenik sayıldı. Düşmanlar yurdumuza girdiler. Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Birçok yerde toplantılar yaptı. Hakkımızı “Ya istiklal, ya ölüm” parolası altında birleştirdi.23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Mustafa Kemal meclis başkanı seçildi. Ordumuz, İnönü Savaşlarını kazandı. Peşinden Sakarya Meydan Muhaberesi ile Başkomutanlık Meydan Savaşı’nı da zaferle noktaladık. Yunanlılarla ve Birinci Dünya Savaşı’nı da savaştığımız devletlerle 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzaladık. Bütün dünya devletleri, Türkiye’nin bağımsız bir devlet olduğunu kabul ettiler. Yurdumuz yeniden egemenliğine kavuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 29 Ekim 1923’te cumhuriyeti ilan etti. Devletimizin adı TÜRKİYE CUMHURİYETİ oldu. Atatürk ise, ilk cumhurbaşkanımız olarak göreve başladı.
Cumhuriyet idaresinde devlet anayasaya uygun kanunlarla idare edildi. Kanunlar ise halkın seçtiği miller vekilleri yapar. Devlet başkanına CUMHURBAŞKANI denir.

Halkı yöneten insanlar, seçimle iş başına gelirler. Halk, istediğini seçer, istemediğini seçmez. Seçilen kişiler halka karşı sorumludurlar. İşte bütün bunlardan dolayı cumhuriyet en iyi yönetim şeklidir.




SENDE YORUM YAP !
Bu Habere 5 Yorum Yapılmıştır.
  • uğurcan diyor ki ;
    18 Ekim 2012 19:20

    biraz kötü benim istediğimgibi değil

  • abdullah diyor ki ;
    18 Ekim 2012 20:21

    güzel kardeş

  • irem diyor ki ;
    30 Ekim 2012 22:27

    güzel de öğretmen anlar internetten yazdığımızı…

  • Ceren diyor ki ;
    24 Aralık 2012 21:32

    Bence yazdıklarınız ve ya paylaştıklarınız ne derseniz işte… Bence de hocalar ilk cümlesini okuyunca anlarlar.Sonuçta bu devirde hocalar çok sinsi :)

    • Elis diyor ki ;
      24 Aralık 2012 21:38

      Sinsi demeyelim:) Öğrencisiyi iyi tanıyan bi öğretmen zaten kompz. onun yazmadığınıda anlayacaktır;)