muhabbetim.com
DOLAR
2,20 / -0,54
EURO
2,78 / -1,45
ALTIN
85,0 / % -3,1
BİST100
79.899 / 0,39
Parçalı Bulutlu
İstanbul: Parçalı Bulutlu
11°
  • NAMAZ
    VAKİTLERİ
  • HAVA DURUMU
  • ÜYELİK GİRİŞİ

Salih Mirzabeyoğlu Kimdir – Davası – Eserleri

Salih Mirzabeyoğlu Kimdir – Davası – Eserleri
Eklenme : 16 Ekim 2012 22:51    Güncelleme : 16 Eylül 2014 0:58    Okunma : 670

 Salih Mirzabeyoğlu Davası, salih mirzabeyoğlu hayatı,salih mirzabeyoğlu suçu, salih mirzabeyoğlu ne yaptı, salih mirzabeyoğlu mirzabeyoglu, salih mirzabeyoğlu mehdi, salih mirzabeyoğlu eserleri, Salih Mirzabeyoğlu müebbet hapsi gerektirecek ne yaptı, salih mirzabeyoğlu kimdir

Tutuklanması ve yargı süreci
1991 yılında dönemin siyasi atmosferi içerisinde tutuklandı ve tekrar serbest bırakıldı. 1998 yılında tekrar tutuklandı ve 2001 yılında idamla yargılandı, idam cezası kaldırılınca ömür boyu hapse çarptırıldı.

Salih Mirzabeyoglu kimdir?

Aslen Bitlis’li… 10 Mayıs’ta Erzincan’da doğdu. Eskişehir’de Fatih İlkolulu (1962), Mehmetçik Ortaokulu (1965) nu bitirdi (1968). 15 yaşında, Eskişehir’de lise öğrencisi iken Necip Fazıl’la tanıştı.

Salih Mirzabeyoğlu; şair ve mütefekkir!.. Necip Fazıl’dan devraldığı “Büyük Doğu” fikir sistemini, “İbda” keyfiyetiyle yaşatan “genç adam”… Üstad, onun âleminde, varlık ve fikir dünyasına açılan “ana pencere”…

İbda fikir sisteminin mimarı olan Mirzabeyoğlu, 1950 doğumlu. Hayatı, Üstad’ı tanıdığından beri, bir avuç ateş!.. Temel hedefi, “zıtlar arası muvazene sistemi” olan İslam’ı hâkim kılmak!.. Kuşkusuz, bu dâvâda olduğunu iddia eden pek çok kişi var. Ama Mirzabeyoğlu’nun usulü farklı. Bir kere, en üstte “Ehli Sünnet” kimliği var. Ve tabiî “Evliyâ kelâmı”… Şeriat, -küllî istikametlendiricilik vasfıyla içiçe- yamukluk nerede olursa olsun düzelten, öpülesi kılıçtır onda!..

İbda Fikir Sistemi ise, varlığı ve hayatı teferruatıyla ele alan bir usûl aslında. Usûl diyoruz; zira kökler, ana kaynaklar, âlim ve velîlerin sözleri, tüm bunlar kütüphanelere dizili kitaplarda “mestûr” lâkin, neye nasıl varılacağı ve nisbetlerinin ne olduğu o derece mühim ki, “usûlsüz” dalış yapmak, “boğulmakla eşanlamlı” olup çıkıvermez mi!..

Mirzabeyoğlu’nun hayatı, fikir ve eylemin birbiriyle içiçe geçtiği bir yumak… Şöyle; önce en doğrusunu tasarlayış ve eksiksiz bir şekilde belirtiş… Sonra, hareket!.. Ve hareket içinde güzelliği ve cevvalliği artan fikir… Artık, eylem ve fikir, öyle sıkı sarılır ki birbirine, öylesine mezcolur ki; “bu adam ne diyorsa yapar” yahut “ne yapıyorsa mutlaka söylemiş ve düşünmüştür” dersiniz Mirzabeyoğlu için.

Onun sisteminde, tasavvufun derin kelimelerinden bir “kıyam ve inkılâb” usûlü, bir diğer tâbirle, bu işin ideolojisi üretilmiştir. Şunun da bilinmesi elzemdir ki: O, direnmek için direnmez. Güce sahip olduktan sonra, ne yapacağını ve nasıl yapacağını da belirtir. Hem de, teferruatıyla belirtilen bir alternatif!..

Kitaplarında; Platon’a, Hegel’e ve Sartre’a rastlayabilirsiniz. Fakat, asla kuru ve kabul edip geçici tarzda değil!.. Mevzû edilen fikrin candamarını yakalayıp, mümkün olan en büyük faydayı teminden sonra posayı kenara atıştır onunki. Ve Batı tefekkürünü incelerken, İslam tasavvufunun derin ölçüleri vardır elinde!..

Üslûbu, kimi zaman “giyotin” kadar keskin, kimi zamansa “bulut” gibi; yağmur dolu ve yumuşacık… Asla, “kuru örgütçü” değil!.. Şair, lâkin şiir anlayışı farklı; şiiri “sır avcılığı” onun.

Kitapları “ortalama” değil; iyi bir zihin eğitimi görmüş insanlara bile ağır gelebiliyor. Yalnız bu “ağırlık”, şişirme olmayıp; bilakis, ele aldığı mevzuların derinliğinden kaynaklanıyor. Nasıl “ağır” olmasın ki? Toplumu, tarihi, varlığı ve insan ruhunu ele almakla kalmayıp; teferruatı da belirterek, hepsinin tek tek “ana prensiplerle” ilişkisini işaretliyor. Dolayısıyla, sürekli bir “gel-git” var eserlerinde. Üstelik üslûbu, gerektiğinde çok açık…

“Normal” ve “sıradan” biri değil… Kızgın bir dâhî!.. Bu yüzden, hakkında birbirinden farklı sözler duyabilirsiniz: “Çok sert”, “Çok yumuşak ve merhametli”, “Şiiri sır gibi”, “Destan şairi mi ne; çekinmese ‘kesin boyunlarını’ diyecek!”, “Sözleri muğlak, genel kitle için faydasız”, “Cümleleri slogan gibi, gayet açık!”, “Bak, bak; Hegel’i nasıl da kullanıyor!”, “Bu adam derviş yahu; her yerde menkıbe”, “Adamın ölüm-kalım endişesi yok herhâl”, “Güce karşı ne kadar da ihtiraslı!”, “Şuna bak; nefs cihadından bahsediyor!”, “Bu sayılar da neyin nesi?”… Uzayıp gidiyor.

Bu cümleler, kurgulama değil; sevenlerinin veya muhaliflerinin de duyup bildiği üzere, onun hakkında -bilhassa entelektüel ilgi sahibi çevrede- yapılan değerlendirmelerden aynen naklettiğimiz birkaçı. Herkes kendi aynasından bakar ya!..

Onun düşüncesinde, sonu gelmez bir hareket -ve dinamizm- var. Sürekli canlılık! Ve Ibda Sistemi, teferruat konusunda hâlâ oluşum içinde; devam ediyor. Çünkü, mimarı yaşıyor. Şayet ögrencileri de gerekli cehdi gösterebilirse, bu gelenek, sürekli yenilenen ve özünü paslanmaktan koruyan bir “mektep” olmaya devam edecek!..

Hemen söyleyelim; fikirleri öyle yaygın, “moda” kavramlarla pek uyuşmaz. Zira, şu -sönüp giden- ısmarlama akımların yaşattığı gibi, kullanılıp atılan “zamana uymayı” değil; Mutlak’ın peşinde, öteleri hedefler. Alternatifini sunarak, çağı değiştirmek ister!..

Edebî eserlerinde, kaosla düzenin birbirine yaslandığı görülür. Uzaktan bakan için Tilki Günlüğü, gerçek bir kar fırtınasıdır. Oysa, usûlünü bilme cehdine girenlerin ellerinden düşüremedigi bir “kâinat kitabı” olur ki; işte o ân okuyucu, o uğultulu fırtınadaki her kar tanesinin, birbirinden farklı bir desen taşıdığını görür. Kimileri için “rüya tâbiri”, kimileri için “içte kopan” fırtınalar, kimileri için “lûgat kitabı”, kimileri içinse “sihir”… Bu kitabı anlamak için -galiba en başta-, “yazandan önce yazdırana bakmak” ilkesi geçerli!..

İbda Sisteminde “akıl”, hakkı yenemez bir âlet. Ama yalnızca âlet!.. “Kalp” ve “sır idrâkı” ise, asıl. Sonsuza açılan penceresini, böylece muhatabına gösterir İbda!..

Kısaca; hayat ve kâinat, nerede ne kadar karmaşık veya zor anlaşılır bir renge bürünmüşse, İbda Sistemi de işte orada “zor anlaşılır” bir üslûba sahip. Ve yine nerede bir mânâyı bedihî olarak anlıyorsanız, işte orada “bedihî” olarak anlaşılır İbda. Muhteşem bir Kaos ve Muhteşem bir Düzen!…

Eserleri :

Bütün Fikrin Gerekliliği
Aydınlık Savaşçıları
İdeolocya ve İhtilal
Yaşamayı Deneme
Münşeat
Tarihten Bir Yaprak
Kültür Davamız
Damlaya Damlaya
Anafor
Necip Fazıl’la Başbaşa
Müjdelerin Müjdesi
İslâm’a Muhatap Anlayış
Kayan yıldız Sırrı
İstikbâl İslâmındır
Gölgeler
İbda diyalektiği
Dil ve Anlayış
Kökler
Marifetname
Kavgam I
Kavgam II
İktisat ve Ahlâk
Hikemiyât
Şiir ve Sanat Hikemiyâtı
Hukuk Edebiyatı
İşkence
Tilki Günlüğü I – VI
Hakikat-i Ferdiyye
Sahâbîlerin Rolü ve Mânâsı
Başyücelik Devleti
Yağmurcu
Üç Işık
Adımlar
Parakutâ’
Hırka-i Tecrîd
Büyük Muztaribler I
Sefine
Telegram
Büyük Muztaribler II
Elif
Büyük Muztaribler III
Furkan
Berzah
Büyük Muztaribler IV
Erkam
Madde Nedir?
İman ve tefekkür
İnsan (Erkek ve Kadın)
İnsan (Büyük Doğu-İBDA) I – II
Esatir ve mitoloji

Şu an Bolu F tipi Cezaevinde Eserlerini yazmaya Telegram işkencesine rağmen devam ediyor..Güneşli bir günde Başyücelik Devletinin Çocukları ile kucaklaşacağı gün, ya bugün ya da bugünden yakın..Fikre idam cezası verenler, Tarihde olduğu gibi yargılanacaktır…Ve her zaman kaybedeceklerdir. Hem bu dünyada hem de ahirette…

Son söz O’nun:

“Tenimizi ezebilirsiniz… Ama, ruhumuzu asla… Onu ne işkence zapteder, ne kelepçe, ne pranga… Gülümser durur inancımız, hürriyet buudunda sonsuzca… Bizi edebilirsiniz, evimizden, tenimizden… Ama dinimizden? Çok şükür, pişmanlık uğramadı semtimizden… Ya siz? Ezeli pis hayvancıklar… Neye yaradı işkenceniz? Dünyanız kara, ahiretiniz zift… Sizi bekliyor cehenneminiz!..” (Salih Mirzabeyoğlu)

 

 

 



Bu habere hiç yorum yapılmamış. ilk yorum yapan sen ol !